11. Anadolu Buluşmaları Kitabı Tahlil Edildi

0
240

Ülfet Der, 11. Anadolu Buluşmaları sempozyum kitabının (İslam Dünyasında Temel Sorunlar: Şiddet, Mezhepçilik ve Darbeler) tahlilini yaptı.

Ülfet Der Öğretmen Komisyonu 16 Ekim Pazartesi günü 23-28 Ağustos 2016 tarihleri arasında Ankara Kızılcahamam’da gerçekleştirilen 11. Anadolu Buluşmaları Sempozyum kitabını tahlil etti.

Merve Algan Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen programa moderatör olarak Gazi Kılıçparlar, konuşmacı olarak ise Murat Alagöz, Halit Kolan ve Resul Yüceli Katıldı.

Programda Gazi Kılıçparlar, Anadolu Platformu’nun kurulduğu günden bugüne misyonu ve vizyonu üzerine kısa bir konuşma gerçekleştirdi. Kılıçparlar’ın ardından söz alan Murat Alagöz şunları dile getirdi:

“İslam dünyasına tarihsel süreç içinde 3 önemli saldırı olmuştur. Bunlar; Haçlı saldırıları, Moğol istilası ve modern dönemdeki batı saldırılarıdır. Batının ekonomik ve siyasal alandaki üstünlüğü Müslüman dünyanın gerilemesi/başarısızlığı beraberinde İslami hareketlerin ortaya çıkışına neden olmuş, lakin İslam coğrafyasındaki İslami uyanış ve oluşumları batı kendi çıkarları için tehlike olarak görmüş ve bunları kontrol edilmesi hatta yok edilmesi gereken düşman şeklinde algılamıştır. Bunu yaparken gerektiğinde bizzat İslam’ın çekirdek coğrafyalarına varıncaya kadar işgalleri olmuştur. Zamanla bu müdahalelerin getirdiği maliyetlere karşın İslami hareketlerin, toplulukların, mezheplerin farklılıklarını derin fay hatlarına dönüştürerek etnisite ve mezhepçilik üzerinden kendi içlerinde çatıştırma yoluna gitmiştir.

Özellikle sosyal ve dinsel hayatta kolaylık sağlayan, sorunların çözümüne yönelik olarak ortaya çıkan farklı mezhepleri mezhepçilik üzerinden çatıştırmayı körüklemiştir. Yani Müslümanları Müslümanlara kırdırmıştır. Bugün de bunun etkilerini yanı başımızda görüyor ve bizzat yaşıyoruz. İslam coğrafyasındaki çatışmaları batı toplumlarının zihninde; şiddet ve terör=İslam şeklinde bir algı oluşturmaktadır. Bunu İslamofobi üzerinden yaparak İslam’ı ve Müslümanları sanık sandalyesine oturtmak gayesindedir. Bunları da yazılı ve görsel yayınlarıyla desteklemektedir.

Bütün bunlara karşın Batı’nın konuştuğu dilden kendilerine cevap vermek de bizlere düşmektedir. Yani insan hakları ve ihlalleri konusunda Batı’nın yaptıklarını takip ederek kayıt altına almak ve bunları çeşitli dillere çevirerek yayınlamak gerekir. Onların yaptığını onlara hatırlatmak lazım. Bu, batının sahip olduğu sözde değerlerin bir safsatadan ibaret olduğunu ortaya koyacaktır. Hiç olmazsa akademisyenlerimize ve bize düşen önemli bir sorumluluktur. Batı, Müslümanlar söz konusu olduğunda kendi söylemini, değerlerini inkâr eden ahlaksız bir siyaset anlayışına sahiptir.

Murat Alagöz’ün ardından Resul Yüceli söz aldı ve özetle şöyle konuştu: “Suriye, demokrasinin en son uğradığı ülke oldu. ÖSO dengeleri bozunca Esed lehine Rusya devreye girdi. Suriye belki devlet olarak yeni (1946) ama bölgenin stratejik ve coğrafik önemi açısından çok önemli bir ülkedir. Nasıl bir dine mensubuz ki aynı kitabı okuyoruz, ama yüzlerce farklı yoruma muhatap olabiliyoruz. Aynı kitaba inanan bizler, kabul etsek de etmesek de DAEŞ ve Hizbullah gibi örgütler çıkabiliyor. Bir yandan, ‘haksız bir insanın ölümüne insanlığın ölümü’ denirken Müslüman olduğunu iddia edenler tarafından binlerce masum katlediliyor.”

Son olarak Halit Kolan ise şunları dile getirdi: “Din ve topluma dair okumalar yapan dostlarımız usul okumalarını kendileri için zorunlu görmelidirler. ‘Usul fetişizmi’ diye bir şey en azından şu karanlık zamanlarda asla dillendirilmemelidir. Zira ümmetin sorunu kaynak sorunu değildir. Asıl sorunumuz, ümmetin yüz akı diyebileceğimiz başta temel kaynaklar ve bu kaynakları yorumdan neşet etmiş kütüphaneler dolusu ‘yan kaynaklar’ımızı nasıl anlamamız gerektiğine dair usulsüzlüğümüzdür.

Günümüzde mezhepler üzerinden sürdürülen ayrışmaların, Kur'an, Sünnet ve Hadisler üzerinden yapılan ayrıştırıcı tartışmaların ve insan katletmeye cihad diyen IŞİD türü yapılanmaların hiç birinin günahı kaynaklara atılamaz. Sorun kaynaklarda değil, usulden uzak kalışımızdadır. Usul okumaları yapılırken farklı çizgilerde yol alan insanların yaklaşımlarına dair de okuma yapmak hakikate ulaşmakta iyi bir yöntem olacaktır. Tek çizgiden okuma yapmak bizleri geliştirmeyecek, aksine donuklaştıracaktır. Bazı kötü örnekleri çoğaltıp çatışmacı ve ötekileştirici bir dil kullanıp Müslümanlarla, hadislerle, mezheplerle kavga etmek tarzını takipçilerine de empoze eden bir insanın, sona doğru ‘ben demiştim’ demesi bizi düşündürmelidir.”