100. Yıl Dönümünde Kutü’l Amare Zaferi

0
253

Bugün, Kutü’l Amare Zaferi’nin 100. yıl dönümü… İşte 100. yıl dönümünde Kutü’l Amare Zaferi’nin kısa bir tarihçesi…

Birinci Dünya Savaşı sırasında farklı cephelerde mücadele veren Osmanlı Ordusu birçok mücadeleden başarı ile çıkmış, adını tarihin tozlu sayfalarına altın harflerle yazdırmıştır. Bu zaferlerin birisi de şüphesiz Kûtü’l-Amâre Savaşı’dır.

Bugün, 100. yılını kutladığımız zaferin kamuoyumuzda hak ettiği şekliyle bilinmemesi ise, bu kadar şanlı tarihi olan milletimiz adına bir utanç kaynağıdır.

Özellikle edebiyat alanında öyle başyapıtlar vardır ki, yazarları bu eserleri tekrar tekrar okunsun diye yazmışlardır. Tarih de edebiyattan bu konuda çok uzağa düşmez. Tarihi bazı hatıralar ve olaylar vardır ki günümüze dersler verecek önemli noktaları içerisinde barındırırlar. Kûtü’l-Amâre tam olarak bugünümüze ışık tutacak böyle bir zaferdir.

Kûtü’l-Amâre? Nerede?

Kûtü’l-Amâre, Dicle Nehri kıyısında Şattülarap Kanalı ile birleşen Basra Körfezi'nin kuzeyi ile Bağdat'ın güneyinde bulunan bir kasabadır. Kûtü’l-Amâre Savaşı; adını, üzerinde geçtiği bu kasabadan alır.

Irak, sahip olduğu zengin petrol yataklarından dolayı XIX. yüzyılın sonlarından itibaren sömürgeci devletlerin ilgi odağı hâline gelir. Büyük güçlerin bugün dahi üzerinde planlar yaptıkları topraklar o gün de açık bir rekabet alanıdır.

Arkeolog ve doğa bilimci ajanlarını bölge üzerinde bilimsel araştırma kılıfı altında bölgeye gönderen İngiltere; gerek petrol yataklarının zenginliği açısından, gerekse stratejik bakımdan ve Hindistan ticaret yolunun güvenliği için çok önemli olan Ortadoğu’da ve özellikle Irak ile Basra Körfezi bölgesinde Arapları kendi tarafına çekmeye, nüfuzunu artırmaya ve onları Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtmaya yönelik bir siyaset izlemeye başlar.

Kûtü'l-Amare’nin Önemi

Osmanlı Devleti’nin 29 Ekim 1914’te fiilen savaşa girmesiyle birlikte İngiltere, Irak bölgesindeki emperyalist emellerini gerçekleştirmek için harekete geçer. İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ne harp ilan etmesini müteakip İngiliz savaş gemileri Şattülarap ağzındaki Fav Hisarını ve bataryasını top ateşiyle tahrip ederek ve bir ufak müfrezeyi karaya çıkararak Fav mevkiini işgal ederler.

Osmanlı Devleti kuvvetlerini oluştururken 14 Kasım 1914’te İngiliz Ordusu’nun taarruzu başlar ve 14-17 Kasım Muharebelerinin kaybedilmesinden sonra Basra’yı müdafaa edemeyeceğini anlayan Osmanlı Kuvvetleri 19-20 Kasım gecesi Basra’yı terk eder.

İngilizlerin kolayca Basra’yı ele geçirmesi üzerine Irak ve Havalisi Kumandanı Cavit Paşa, Harbiye Nezaretine yazı yazarak Irak’tan toplanan askerlerinin cesaret ve metanet göstermemelerinden şikâyetçi olur ve bölgeye Osmanlı Askeri gönderilmesini ister. Hem bu talepleri karşılamış olmak hem de Basra’nın geri alınmasına bir hazırlık teşkil etmek üzere İstanbul’dan iki itfaiye taburuyla iki makinalı tüfek bölüğü ve 12. Kolordunun 35. Fırkasından bir piyade alayı bölgeye gönderilir.

İngilizler Basra’da

İngilizler ise Basra’nın ele geçirilmesinin ardından, ileri harekâtına devam ederek 9 Aralık 1914’te Fırat ve Dicle nehirlerinin birleştiği yer olan Kurna Mevkii’ni işgal ederler. Kuşatma öncesinde Kurna’daki Arap Askerler kaçar, Osmanlı Askerleri de esir düşer.

Kurna’nın İngilizlerin eline geçmesi üzerine Enver Paşa, Trablusgarp’taki tecrübelerine güvendiği Kurmay Binbaşı Süleyman Askerî Bey’i, bazı seçme subaylarla birlikte halkı örgütleyip Basra’yı geri alması için bölgeye gönderir.

Bağdat’a 17 Aralık’ta gelen Süleyman Askeri Bey 20 Aralık’ta Irak Komutanlığına atanır. İngilizlere yönelik ilk saldırılarında başarılı olamayan Süleyman Bey bölgeye silah takviyesi ister. Bu hazırlıklara karşı İngilizler de Şubat ayında Mısır’dan 12. İngiliz Fırkasını Basra’ya gönderirler ve Irak Sefer’i kuvvetlerini bir kolorduya çıkarırlar.

Süleyman Askerî Bey Basra’yı İngilizlerden geri almak için 29 top mevcutlu 9 tabur piyade, 2 bölük süvari birliği ve ilaveten yerel aşiret kuvvetlerinden topladığı 10 bin civarında gönüllü ile hazırlıkların tamamlandığını düşünür.

Albay Nurettin Bey Bağdat'a Gelir

Süleyman Askerî Bey 11 Nisan 1915‘te Bercisiyye ve Şuaybe’deki müstahkem İngiliz mevzilerine taarruza başlar; Bercisiyye ve Şuaybe ormanları içinde üç gün süren muharebelerde başarılı olamaz ve ağır kayıplar vererek geri çekilir. Dönüşte intihar eden Süleyman Bey’in yerine Irak ve Havalisi Kumandanlığına Kolordu Kumandanı salahiyetiyle Edirne’deki İkinci Kolordunun Dördüncü Fırkası Kumandanı Albay Nurettin Bey tayin olunur.

Bağdat’a 19 Mayıs 1915’te ulaşan Albay Nurettin Bey, İngiliz kuvvetlerine karşı yeni bir savunma hattı oluşturmaya çalıştığı sırada İngilizler de taarruz için hazırlıklarını tamamlarlar. Irak Seferî Kuvvetleri Başkumandanı Sir John Nixon tarafından 10 Mayıs 1915’te General Townshend’e verilen talimatta Osmanlı Kuvvetleri Kurna’nın kuzeyindeki savunma hatlarından sökülerek ileri harekâta geçilmesi ve Türkler için önemli bir askerî merkez olan Amare’nin alınması emri verilir.

Townshend’e göre bataklık bir bölgede yapılacak bu taarruz başarılı olsa bile Kut’un alınması için 140 km bir takip yapılacak olması görevin ne kadar zor olduğunu gösterir.

İngilizler Kut’u Ele Geçirir

İngilizler 29 Eylül 1915 günü Kûtü'l-Amare’yi ele geçirirler. Nurettin Paşa’nın taktik icabı geri çekilmesi üzerine Osmanlı Birliklerini tamamen imha için takibe başlayan General Townshend, Bağdat’a 80 km yaklaşır. Bundan sonra nihai hedef olarak Bağdat’ı gören Townshend, birliklerinin yıpranmasından dolayı bir süre işgal edilen mıntıkanın kuvvetlendirilmesini ister.

Bağdat’a doğru İngiliz ileri harekâtı devam ederken Osmanlı kuvvetleri Doğu Cephesi’nden ve Suriye’den gönderilen birliklerle takviye edilir. Irak Umum Komutanlığının kuvveti; 4 piyade tümeni, 1 süvari tugayı, 2 aşiret tugayına çıkmıştı. 38. Tümen yeniden kurularak Bağdat’ın savunulması için hazırlıklara başlar.

İngilizler; Müslümanlar üzerinde meydana getireceği etki açısından Bağdat’ın ele geçirilmesine son derece önem verirler. Townshend komutasındaki İngiliz birliklerinin 22 Kasım 1915’te taarruza geçmesiyle başlayan Selman-ı Pak Muharebelerinde Türk savunması karşısında başarılı olamayan İngilizler ağır kayıplar verirler.

Halil Paşa İngilizlerin zor durumda olduğunu fark etmesiyle başlayan Osmanlı taarruzu karşısında çekilmek zorunda kalan İngilizler bir haftada 150 kilometre geri çekilerek Kut Kalesi’ne sığındılar.

Halil Bey’in Kut Kuşatması

Türk kuvvetlerinin bir kısmı Kut’un takriben 55-60 kilometre doğusundaki Şeyh Saad mevkiine gelerek Townshend’a bağlı birliklerin diğer İngiliz birlikleri ile bağlantısını keser. Böylece 5 Aralık 1915’ten itibaren Türk kuvvetlerinin Kut kuşatması başlar.

Aslında 2 Aralık 1915 tarihli Osmanlı Genelkurmayı’nın resmi tebliğinden anlaşıldığına göre Osmanlı Ordusu İngilizlerin Kut Kasabası ile Kut Kalesi arasındaki bağlantısını keserler ve yardıma gelen bir gemiyi de ele geçirirler.

Bu bilgiler artık Kut Kalesi’nin Osmanlı Ordusu tarafından kuşatılmaya başlandığı anlamına geliyordu. Selman-ı Pak Muharebelerinden sonra geri çekilmeye başlayan Townshend kuvvetlerinin -düşmanlardan kaçırılması pek kolay olan harp gemilerini bile Türklere kaptırdığını düşünürsek- İngilizlerin uğradıkları mağlubiyetin ne kadar ağır olduğu anlaşılacaktır.

Bağdat önünde bozulan General Townshend’ın ordusu Kûtü’l-Amâre’ye kadar geri çekildikten sonra kendisini adım adım takip eden Osmanlı Ordusunun elinden kurtulamayacağını anlayarak daha ziyade gerilemedi ve kendisini kurtaracak yardım kuvvetlerinin gelmesini beklemek için uzun zamandan beri tahkim edilmekte olan, Kûtü’l-Amâre’ye kapandı.

Selam-ı Pak’ta kendisinden üç kat büyük İngiliz ordusunu yenen Osmanlı Kuvvetleri ne kadar övünse azdır. Selman-ı Pak Muharebelerini kazanan Bağdat Valisi ve Umumi Irak Kumandanı Mirliva Nurettin Bey de bu takipten sonra birden kamuoyunun gündemine oturur ve kendisinin fotoğrafları ile öz geçmişi gazetelerde sıkça yer alır.

Türk Genelkurmayı tarafından Selman-ı Pak Muharebesi’nden sonra Irak ve Havalisi Komutanlığı yeni bir düzenlemeye tabi tutularak Kafkas Cephesi’nden tümenlerin katılımıyla 18. ve 13. Kolordulardan oluşan VI. Ordu kurulur.

Ordu komutanlığına Almanların da isteği ile Colmar Von der Goltz Paşa atanır. İran üzerine bir sefer düzenleyerek Hindistan’da İngilizleri rahatsız etmeye yönelik planlar dâhilinde atanan Goltz Paşa 16 Kasım 1915’te Musul’a gelerek göreve başlar. Kut kuşatmasını başlatan Albay Nurettin Bey, Goltz Paşa ile anlaşamayınca yerine atanan Halil (Kut) Bey 13 Ocak 1916’da komutanlığı devralarak kuşatmayı devam ettirdi. Fakat bu sırada rahatsızlanan Goltz Paşa 18-19 Nisan 1916 gecesi Bağdat’ta 72 yaşında tifüsten ölmüştür. Bu sırada rütbesi Tuğgeneralliğe yükseltilen Kurmay Albay Halil Bey, VI. Ordu Komutanlığına atanır.

Halil Bey’e Rüşvet Teklifi

Halil Bey, 15 Kasım 1915 günü, sedyede yatalak bir durumdayken, askerleriyle birlikte Nurettin Bey’in yardımına yetişir. Osmanlı Ordusu Selman-ı Pak Muharebesi’nde İngilizlere karşı üstünlük sağlamış, sonrasında geri çekilen İngilizler, Kut’ta kuşatılmıştır.

Halil Bey, Osmanlı 6. Ordusu Kumandanı Alman Colmar von der Goltz Goltz’un ölümünün ardından 6. Ordu Kumandanı ve Bağdat Valisi olur. Savaş alanında Osmanlı kuşatmasını aşamayan İngiltere, askerlerini kurtarmak için Halil Bey’e 1 milyon sterlin rüşvet teklif eder. Bu teklifi reddeden Halil Bey, olayı hatıratında şöyle anlatıyor:

“Şahsıma teklif edilen 1 milyon İngiliz liralık çek işine gelince, Rus Çariçesi Katerina’dan bazı hediyeler kabul ederek Çar Deli Petro’yu harekâtında serbest bırakan Baltacı Mehmet Paşa devrinde yaşamadığımızı da açıkça ve kuvvetle kendisine bildirdim. Artık konuşacak o an için bir şeyimiz kalmamıştı. Düşünmesi ve karar vermesi için selamlaştım, ayrıldım.”

Halil Bey’in Arslanları

Halil Bey, Kûtü’l-Amâre Zaferinden sonra 6. Ordu için yayınladığı ve “Orduma” diye başlayan mesajında şunları der:

“Arslanlarım;

Bugün Türklere şeref-ü şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın müşemmes semasında şühedamızın ruhları şad-ü handan pervaz ederken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum. Bize iki yüz seneden beri tarihimizde okunmayan bir vakayı kaydettiren Cenab-ı Allah’a hamdü şükür eylerim.

Allah’ın azametine bakınız ki, bin beş yüz senelik İngiliz Devleti’nin tarihine bu vakayı ilk defa yazdıran Türk süngüsü oldu. İki senedir devam eden cihan harbi böyle parlak bir vaka daha göstermemiştir. Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve on bin neferini şehit vermiştir. Fakat buna mukabil bugün Kut’da 13 general, 481 subay ve 13.300 er teslim alıyorum.

Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30.000 zayiat vererek geri dönmüşlerdir. Şu iki sayılara bakınca cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür.

Tarih bu vakayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır. İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci vakayı Çanakkale’de, ikinci vakayı burada görüyoruz. Yalnız süngü ve göğsümüzle kazandığımız bu zafer yeni tekemmül eden vaziyet-i harbiyemiz karşısında muvaffakiyet-i atiyemizin parlak bir başlangıcıdır. Bugüne Kut Bayramı namını veriyorum. Ordumun her ferdi, her sene bu günü tesit ederken şehitlerimize Yasinler, Tebârekeler, Fatihalar okusunlar. Şühedamız, hayatı ulyatta, semevatta kızıl kanlarla pervat ederken, gazilerimiz de âtideki zaferlerimizle nigehban olsunlar.”

Halil Bey'in Townshend ile İlişkisi

İngilizlerin 29 Nisan 1916’da teslim olmalarının ardından Halil Bey zaferin sembolik önemini anılarında şöyle anlatıyor:

“O güne kadar İngilizler, Kûtü’l-Amâre’de bize silahlarını teslim etmek zorunda kalan İngiliz kuvvetleri sayısında bir kuvveti, hiçbir zaman ve hiçbir devir ve muharebede esir vermediler.”

Halil Paşa, kendisinden 22 yaş büyük esir komutana çok iyi davrandı. Halil Paşa, esir aldığı General Townshend’e çok iyi davranır ve aralarında geçen bir diyaloğu şöyle aktarır:

“Ben kendisini samimi tesellilere muhtaç gördüm ve öyle de hareket ettim. Vaziyetini bir taraftan Gazi Osman Paşa’nın Plevne’deki müdafaasına benzettim. Gerçi bu bir istilâ ordusunun öncüsüydü. Ama dize gelmiş düşmandan intikam almak bize yakışmazdı. Ona cesaret verici sözler söyledim, ‘Generalim, siz ordunuzun ve milletinizin şerefini tamamen muhafaza ettiniz. Siz bir harp esiri değilsiniz. Padişahımın ve Türk milletinin aziz bir misafirisiniz. Rus Çarı yanında Osman Paşa ne muamele gördüyse, siz de bizim ülkemizde aynı muameleyi göreceksiniz’ dedim.”

Halil Paşa, Irak’a sefer emri aldığında henüz 33 yaşındadır ve paşa olmamıştır.

İngilizlerin Gözünden Kûtü’l-Amâre

İngiliz General Charles Vere Ferrers Townshend’in, 1920 yılında yayınlanan “Mezopotamya Seferim” (My Campaign in Mesopotamia) adlı kitabı, Basra Körfezi’ne çıkarma yapılan günden, Halil Paşa’ya teslim olduğu güne kadar geçen 1 yıl 5 ayda neler yaşadığını anlatan önemli bir eser olarak tarihi mâl olmuştur.

Padişah Mehmet Reşat’ın kurdurduğu, “Tarih-i Asker-i Osmanî Encümeni” de kitabı çok kısa bir sürede çevirir ve İngiliz komutanın bazı ifadelerine dipnotlar düşerek 1921’de Osmanlı Türkçesiyle yayınlar. Böylece ortaya savaşa katılan her iki tarafın da görüşünü yansıtan bir muharebe analizi çıkmış olur. Bu önemli kitap günümüz Türkçesi ve Latin harfleriyle basılmış ve tarih okurlarının ilgisine sunulmuştur.

Basra’ya 23 Nisan’ın ilk günü ışıklarıyla varır İngiliz 6. Hint Tümeni komutanı General Charles Townshend. Basra’yı çok sıcak bulan Komutan hava şartlarından sürekli yakınır. General Townshend’in yakındığı bir diğer konu ise ordusundaki Hint askerleridir.

Birinci Dünya Savaşı’nda İngiliz İmparatorluğu Ordusu saflarında 1 milyonu aşkın Hint kıtası kökenli asker vardır. Savaş boyunca Hint askerlerinin 74 bini hayatını kaybederken, 67 bin kadarı da yaralanır. İngiliz 6. Hint Tümeni’nde Hinduların yanı sıra; Sihler, Bengladeşliler, Gurkalar ve Müslüman Peştunlar vardır. Townshend, Osmanlılara karşı komuta ettiği ilk savaş olan “Kurna Muharebesi”nde Müslüman kökenli askerlerin Türklere karşı savaşmak istemediğinden bahsediyor.

İngiliz Komutanın Eli Kolu Bağlanır

“Hint alaylarından birisine mensup üç Peştun Bölüğü (Trans-Border Pathan) sevgi ve güveni kaybetmişti. Sübhan Savaşı’nda bunların arkadaşları üzerine ateş ettikleri ve din kardeşleri olan Türklere karşı savaşmak istemediklerini açıkça dile getirdikleri söylentisi dolaşıyordu. Sevgi ve güveni kaybeden bu üç bölükten Basra’da küçük bir işçi taburu oluşturulmasını teklif etmiştim.”

Birinci Dünya Savaşı sırasında yeni bir araç kullanılır: Uçaklar. Kûtü'l-Amare Kuşatmasında İngilizler, tarihte ilk kez uçakları erzak ve cephane atmak için kullanır. Fakat istihbarat alanında uçaklar daha verimli kullanılır.

“Tayyare gözlemcileri düşman kıtaları tarafından kolaylıkla kandırılabiliyordu. Düşman kıtaları, tayyareler tarafından gözlemlendiği zaman gerçek yürüyüş yönlerinin ters istikâmetine hareket ediyor ve tayyareler bilgi vermek üzere geriye gittiklerinde hemen gerçek istikâmetlerine yürümeye başlıyorlardı.”

General Townshend, Kûtü’l-Amâre kuşatması sırasında Osmanlı Ordusunun 30 bin askere ulaştığını tahmin ediyor, Osmanlı rakamlarına göre bölgedeki askerlerin sayısı yalnızca 17 bindir.

İngiliz Tarihinin En Sefil Yenilgisi

Tarihler 24-25 Nisan gecesini gösterdiğinde, Townshend’in son girişimi de başarısız olur. Gemiyle kuşatma altındaki birliklere erzak ve cephane gönderemeyen General Townshend, teslim olma emrini verir.

Townshend, elindeki cephane ve silahları imha ettirir, İngiliz Bayrağını gönderden indirip, düşman eline geçmemesi için yakar ve yerine beyaz bayrak çeker. İngiliz general teslim oluşunu şöyle anlatıyor:

“Kasabaya bir Osmanlı taburu girerek muhafızlık görevini üstlendi. Halil Paşa beni ziyarete geldi. Ona kılıcımı ve tabancamı takdim ettim. O, ‘Kılıç ve tabancanız, şimdiye kadar olduğu gibi daima size aittir’ diyerek kabulden çekindi. Halil Paşa İstanbul’a gönderileceğimi ve benim Türk milletinin değerli bir misafiri olacağımı da söyledi. Kıtalarım denize yakın ve havası hoş mevkilerde bekletilmek üzere Anadolu’ya gönderilecekti.”

İngiliz Tarihinde Kara Bir Leke

Tarihin gölgesinde kalan ve hatta unutturulmak istenen bu zafer, “Birleşik Krallık Tarihinin en aşağılık şartlı teslimi” olarak hafızalarda yerini alır. Burada uğradığı hezimeti hiçbir zaman unutmayan General Townshend hatıralarına dönebiliriz.

“İngiltere Hükümeti bana bir ay dayandığım takdirde kurtarılacağımı vaat etmişti, ben beş ay dayandım ve fakat ne yazık ki verilen söz tutulmadı. Kûtü’l-Amâre ve Cehennem eğer benim olsaydı, herhalde Kûtü’l-Amâre’yi satar, Cehennemi muhafaza ederdim” der.

İngiliz askerlerinden William Spackman ise, “Herkes kahrolmuştu. Korkunç bir değersizlik hissi veren o teslim olma sabahını asla unutmayacağım. Teslim olmanın melankolik işlerini yapmaya başladık. Zavallı topçular gururla baktıkları silahlarını parçalara ayırırken bazıları gözyaşlarını tutamıyordu. Türkler öğleyin geldiler ve mevzileri devraldılar. Babil’in sularının kenarında oturduk ve ağladık” der.

Kaynak: Haber 10