Ana SayfaHakkımızdaÜye Kuruluşlar FaaliyetlerProjelerKomisyonlarDosyalarAnadolu Öğrenci BirliğiAlıntı YazılarVideoFotoİletişim
18 Nisan 2014 Cuma
 
e-posta adresiniz şifre

Giriş

Hatırla

Üye Ol

 
 
“ ”
 
Üye Kuruluş Haberleri : Düşünce Akademisi'nde Bu Hafta - Anadolu Platformu
ÜYE KURULUŞLARDAN HABERLER
 

Düşünce Akademisi'nde Bu Hafta

Anadolu Öğrenci Birliği

Her hafta Cumartesi günü saat 10.00'da yapılan Düşünce Akademisi bu hafta da AKDAV merkez binasında yapıldı.

Ahmet Özcan

Dinlerin tarihi ile ekonomipolitik ve jeopolitik her zaman paraleldir. M.Ö. 600'de Zerdüşt, Buda, Konfüçyus zincirleme bir dalga gibi doğarlar. Aynı zamanlarda bir 300 sene süren Roma'nın Hıristiyanlara zulmü başlar ama sonra Hıristiyanlığın gücünü fark edip bu güçle ilk olarak İran'a saldırır. Sasani'nin hukuksuz saldırıları ise özellikle düzen üzerine kurulu olan Roma için bölgede istikrarsızlık yaratır. Bu İran-Roma diyalektiği sonra Şiilik-Sünnilik olarak İslam'ın içinde bölgemizin diyalektiği olarak devam eder. Bugünkü dünyada beş büyük güç olarak anılan İngiltere, Almanya, Fransa, Vatikan, Rusya, -bir ihtimal Hindistan- köleleri kullandılar. -Roma'nın köle deposu olan Slav (slave)lar gibi-.

Ortaçağ boyunca tüm Avrupa'yı yöneten Alman ailesi Avrupa'da kendi egemenliğini kurma hayalinden hala vazgeçmemiş ve AB'yi kurmuştur. Hitler'in de amacı tüm Avrupa'yı Almanya merkezli birleştirmekti.

16. yy'dan itibaren Katolik ve Protestan ayrımının, derin Katolik Avrupa ve Latin Katolik Avrupa çatışmasının ortaya çıkması Amerika ve Avrupa arasındaki ayrılıkları da görmemizi sağlayabilir. Avrupa modern propaganda ve misyonerlik tekniklerindeki ustalığıyla; Amerika ise sağ elinde para sol elinde silah gücüyle hükmeder. Avrupa bu sayede iç savaşını tüm dünyaya yayar, önüne gelen her şeyi (Osmanlı, Rusya vs.) yıkar, anlaşabildiği yerlere demokrasiyi empoze eder; çatışınca ise diktatörlüğü...

Peki bu devletler nasıl oldu da bu kadar büyüdü?

Çünkü Son 300 yılda Rusya, Amerika, Avrupa dünyanın teknolojisini, sanatını, silahını üretiyor.

Seninle kaşın gözün arasında savaş vardı,

Arada ben öldürüldüm, bu nasıl iştir?

Yerken, gezerken, uyurken onlara çalışıyoruz. Hala kendimize ait bir çıkışımız yok. İslam sahnede yok. Tamam daha yolun başındayız ama yavaş yavaş yeniyoruz. Bundan sonra onlar için Game Over!

 

Cengiz Çakmak

Dünyayı anlamak istiyorsanız makineye bakın. Kutsallaştırdığınız her şeyin içini boşaltırsınız. Namazın ontolojisi de putlara karşıdır aslında. İnsanın sınır ve güvenle ilgili olan psikolojik takıntıları onu sorular sormaya yönlendirir. Descartes'e "Merkezde akıl vardır.", F.Bacon'a "Bilgi doğayı denetlemektir." tanımını yaptıran da budur. Mağara idolleri, çarşı-pazar idolleri ile akıl bilimsel dile çevrilecek. İnsanın varlığını sadece akla indirgediğiniz zaman ise sade gibi bir adam çıkar.

Sınırsızlık travmatik bir şeydir. Her tarafı bembeyaz. Hep aynı, sabit bir ışıkla sınırlının içinde sınırsızlığı yaşatabiliriz size. Yani ölümün olması, bir sonun olması iyi bir şeydir.

İnsanın üç hali vardır; canavar hali, bilimsel hali ve insan hali.

Tanrı mükemmeldir. Bize aklı vermiştir. Biz de onu taklit edelim diye düşünüyor varlığı makineye indirgeyen insan.Tanrı yaratıp yerine çekildiyse, O'nun yaptığı mükemmel makine dururken neden yenisini yapmaya çalışıyoruz, madem en mükemmel olan o, öyleyse O'nun yaptığı bozulur mu?

Dr.Faust ve Dr.Frankenstein

Sınırsız ve sonsuzluk travmatik bir şeydir. İnsan bazı sınırları olsun ister. İsterseniz her tarafı bembeyaz hep aynı ışıkla aydınlatılan bir odada size sınırlı bir ortamda sınırsızlığı ve boşluğu yaşatabilirim. Yani ölümün olması bir sonun olması iyi bir şeydir. Ölümsüz olduğumuzu düşünsenize...

Sınırsızlığı bazen ince düşününce, ayrıntılarıyla travma etkisi yapıyor bende...

Sonsuzlukla baş edebilmenin yolu nedir?

Zamanla ilgili takıntılarımız da var. Bir başlangıç bulundu; Big Bang. Bu bizi rahatlatmış olmalı. Evrenin büyüdüğünü beş milyon yıl daha büyüyeceğini söylüyor bilim insanları bu da rahatlatmalı bizi ama aslında rahatlatmamalı Müslümanları. Otoriter din anlayışı vardır. Biz de olması gereken sevgi, şefkat, merhamet olmalı. Freud'un baba figürü olmamalı, tanrı korkulacak kişi olmamalı. Çünkü korku olduğu zaman babayı devirmek kavramı ortaya çıkar. Dostoyevski'nin romanlarında da görülür. Korku değil sevgi...

 

Emrah Atila

"Şehir, İnsani İlişkiler ve Yönetim" üç başlığında sokakları, binaları, sınıf farklılıklarını, Tahrir Meydanı'yla Mısır konuşuldu.

İslamiyye (Hasan el-Benna'nın öğretmenliğe başladığı yer) Mısır'ın görülmesi gereken ilk yerleşim yerlerinden.

Şehirde belediyecilik yok. Sokakların temizliği -kirliliği- halka ait. Trafiğin kendi içerisinde bir akışı var ve trafik sıkışıklığını halihazırdaki herhangi bir esnaf hallediyor.

Mahallecilik yok. Her zaman alışık olduğumuz Türk, Arap, Müslüman, Hıristiyan mahallesi diye bir şey yok. İnsanlar ancak giyim tarzlarından ve girdikleri ibadethanelerden ayırt edilebiliniyor.

Şehir baltacılar tarafından istila edilmiş durumda. Tahrir meydanı onların çadırlarıyla doldurulmuş. Herhangi bir eylem hareketi onlar tarafından anında provoke ediliyor.

"Mısır halkı dindardır." diyen herkese bunun tam tersi kanıtlanabilir. Halkın büyük bir kısmı namaz kılıyor, oruç tutuyor, her sabah Kur'an dinliyor, çoğu hafız ama din normal hayatlarında yok. Hırsızlık, sahtekarlık ve bunun gibi birçok şey doğal karşılanıyor.

Yönetim İhvan-ı Müslimin'in elinde ama onlar da halkı memnun edebilecek hiçbir girişimde bulunmuyorlar. Muhalefet ise -sosyalist, milliyetçi kesim, Nur partisi...- İhvan'a karşı çıkabilecek güçte değil.

 

Enver Gülşen

Sinema biçimcilik ve gerçekçilik olmak üzere iki farklı bakış açısıyla anlatılır. Yönetmenler kadrajı bazen parçalayarak, bazen de zamanı parçalamadan (plansecans), biçimde kullanmışlardır. Tiyatro ise kadraj içi bir savaş gibi dururken filmlerde 2000-3000 secanslar yapılmış diyaloglarda veya olaylarda kesintiler yapılmıştır. Tarkovsky bunun tam tersi olarak 200-300 lük secanslar yapmış ve olayı bağlantıları koparmadan devam ettirmiştir. Bu sürekliliği sağlayan önemli bir noktadır; ve benimde en sevdiğim yöntemdir. Dünyadaki sinemaların yüzde doksan beşi diğer sanatlardan faydalanmış, edebiyatı, müziği, resmi temel almış; fakat yüzde beşlik kaliteli bir kesim, kadraj dışı kalmış ve kaliteyi yakalamıştır. Bu açıdan bakıldığında görüntülenmeye çalışılanın dışındakini anlamak sinemayı anlamaktır aslında. Dolayısıyla sinemanın fotoğraftan doğmuş olduğu düşüncesi yanlış bir ifade olur. Çünkü fotoğraf öldürür; sinema yaşatır; fotoğraf odaklar sinema yayılır. Teori deneyimi öldürür. Fakat biçimcilik ve gerçekçilik teori dışı bir ifadedir. Biçimci gelenek temsilciler; Sergei Einstein, Rudolf Arnheim, Vasili Pudovkin, Lev Kuleşov, D.W. Griffith, Hugo Münsterberg. Gerçekçi gelenek temsilcileri ise; Andre Bazin, Z.Kracaus.

 
14 Nisan 2013 Pazar

 
 
 
Güncel Haberler


 
Haberler - Duyurular
   
 
Foto Galeri
 

EKE Ankara Hizmetiçi Çalıştayı

8. Anadolu Buluşması Salondan Kareler


Nedder Yaz Okulu Bitirme Programı

Onbinler Fatih’te katliamı protesto etti

 
 
 
Alıntı Yazılar
 

 
 
 
 

 
 
Video Galeri [ tüm videolar ]
 Anadolu Platformu Tanıtım Videosu 2013

İyilikder`den 26 Tırlık Suriye Yardımı

Yeni Anayasada Sivil Toplum Yaklaşımı-II

Yeni Anayasada Sivil Toplum Yaklaşımı-1

 
Anket
 
Web sayfamızın tasarımını nasıl buldunuz?
Güzel
Fena Değil
Kötü
Geliştirilmeli
Sonuçları Gör
 
 
 
18 Nisan 2014 Cuma
 
başa dön
 
     
   

Adres: Ali Kuşçu Mh. Hulusi Noyan Sk. No:11/2 FATİH/İSTANBUL

Telefon: 0.212. 534 13 78

Faks: 0.212. 534 15 80

e-posta: bilgi@anadoluplatformu.org.tr